mustafa denizli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mustafa denizli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2010 Cumartesi

Denizli ile 1 yıl daha mı?



Kendisiyle yeni sözleşme imzalanmasının istikrar için iyi olduğunu düşünenler var. Peki ya takımın istikrarı ne olacak? Hadi son haftaları geçtim. Sakatlıklar çok oldu falan filan, ya daha önceki haftalar. Bir hafta ilk 11 başlayan adamın ertesi hafta ilk 18 içinde bile yer almaması. Sürekli değişen bir defans, orta saha ve forvet hattı.
Toraman bir hafta sağ bek, bir hafta stoper, bir hafta ön libero. Hatta aynı maç içinde bile bu 3 farklı bölgede oynamışlığı var.
Orta sahada bir hafta ernst - fink, öbür hafta ernst - necip, başka hafta 3'ü birden oynar. Sonra araya bazen de tabata, uğur inceman falan serpiştirilir.
Forvette bir bobo, bir holosko, bir nihat. Bazen bunlar arasında ikili farklı kombinasyonlar. Arada sırada nobre de katılır bu kombinasyona. Holosko bazen sağda, bazen solda. Tello desen hakeza. Hele bobo ara sıra solda oynamıyor mu? o zaman tam şenlik havası oluyor benim için.

Teknik direktörlerin görev süresinde istikrar, devamlılık iyidir ama takım kadrosunda da bir istikrar, bir devamlılık gerekli değil mi? Sadece görev süresi için mi gerekiyor istikrar?
Mustafa Denizli geleceği değil, günü kurtarmaya çalışan bir adam. Mutlak galibiyete ihtiyacın varken 3 ön libero ile oyuna başlamak futbolda günü kurtarmaya çalıştığının en temel göstergesidir. Günü kurtarmaya çalışan bir adamdan da uzun yıllar faydalanmaya çalışmanız boşunadır. Geçen sene takımı şampiyon yaptığında (evet en büyük pay denizlinindir) kendisine teşekkür edilip gönderilmeliydi. Başımızda aynı denizli gibi günü kurtarmaya meraklı bir başkan varken bu beklenilemezdi tabi.

Gerekli yerlerde ve gerektiği gibi konuşmayı bilmesi, basının kendisini yönetmesine izin vermemesi, hatta kendisinin basını istediği şekilde yönetmesi ve daha bir çok özelliği ile hakikaten türkiye'deki en önemli teknik direktördür ama sahaya sürdüğü kadroda istikrar olmayan ve günlük düşünen biri, Galatasaray UEFA kupasını 10 sene kadar önce almışken, milli takım hem dünya hem Avrupa üçüncüsü olmuşken, yani Türk futbolunun, Türk takımlarının aslında tam atılıma başlaması gereken hatta geç bile kaldığı bu yıllarda istikrar adına takımın başında tutulmamalıdır. Artık takımlarımızı Avrupa'da başarı kovalayacak, uzun yılları hesaba katarak bir sistem kazandıracak, futbolumuza bir kimlik katabilecek insanlara teslim etmek zorundayız. Beşiktaş'a gelmiş hocalar içinde bunu başarabilmeye en yakın isim Jean Tigana idi. kendisinin ve Beşiktaşlıların en büyük şanssızlığı Demirören zamanında Beşiktaş'a gelmiş olması.

Şunu da iddia ediyorum. Bakmayın siz yeni sözleşme imzalandığına. Sezon sonunda Beşiktaş şampiyon olamazsa Mustafa Denizli bu takımın başında kalamaz. Demirören'i tanıyorum. Hiç sözleşme varmış, daha yeni imzalanmış falan dinlemez. Beşiktaş şampiyon olamazsa Mustafa Denizli seneye bu takımın maçlarını yine Lig tv'den yorumlar. Bir de çıkıp televizyonda yine "Ben olsam Bobo varken Nobre ile başlamam" der. Sanki kendisi de aynı şeyi yapmamış gibi. İşte o zaman ben de kafayı duvara vura vura hafızamı silmeye çalışırım.

22 Şubat 2010 Pazartesi

3 Vakte Kadar


Bir hoca düşünün, kadrosunu ihtimaller üzerine kuran bir hoca. Nobre’nin şansı Galatasaray’a tutuyor diye oyuna Nobre ile başlayan bir hoca. Bir ihtimal şansı yine tutarsa da gol bulursak diye düşünen bir hoca. Ve bu hocanın Türkiye’nin en önemli kulüplerinden birinin başında olduğunu düşünün. Komik değil mi? ama nedense ben gülemiyorum. Biz gülemiyoruz.

Buradan Mustafa hocama naçizane bir tavsiyem var. Kendisine yardımcı olarak Tayfur’un yanında bir de astrolog alsın. Maçlardan önce astroloğumuz her futbolcunun yıldız haritasını çıkarır ve burcuna, doğum tarihine göre o gün kimin şanslı gününde olduğunu, kimin bahtının açık, kimin kapalı olduğunu falan söyler. Buna göre de şanslı gününde olan futbolculardan başlayarak kadroyu kurar kendisi. Benden küçük bir tavsiye bu sadece hocamıza. Madem şansa, kadere göre kadro kuracak, bari biraz daha yardım alsın. Kendine baktığı kahve falına göre kadro kurmasın yoksa 3 vakte kadar kendisine uzun bir yol çıkabilir falında.

19 Aralık 2009 Cumartesi

Yağmur Yağacak, Seller Akacak, Denizli'nin Şapkasından Tavşan Çıkacak


 
 
Mustafa Denizli yine şapkasını önüne koydu ve elini daldırdı içine. Amacı şapkadan tavşan çıkartmaktı ama eli bu sefer boş kaldı. Şapkayı yağmurun altında unutunca, ıslanan ve üşüyen tavşancık kaçmıştır tabi. Herkes senin benim gibi deli değil ki yağmurun altında stada kadar gidip maç izlesin.
 


Bursaspor maçı hakkında Mustafa Denizli ile ilgili zaten bir çok yerde bir çok şey yazıldı, çizildi. Ağır sahada Nihat ile oyuna başlaması, Ferrari'nin sakatlanmasından sonra daha verimli olabilecek bir İsmail varken normal bir zeminde bile faydası tartışılan bir Yusuf'u ağır zeminde sahaya sürmesi, hepsi konuşuldu. Bir de ben yazarsam tekrar etmiş olmaktan öteye gitmez olay ama şu konuyu ısrarla yazmak istiyorum.
Ben maç günü ofiste çalışırken bile sabahtan beri yağan yağmuru pencereden görüp "ulan bizim depodaki büyük poşetlerden alayım da akşam ıslanmayayım" diye önlem alabiliyorken. Mustafa Denizli ıslak zeminde daha faydalı olabilecek oyun anlayışını ve adamları seçip neden ıslak zemin için önlem alamıyor? Bu sorunun cevabını aslında maçtan sonra vermiş kendisi ve demiş ki, "Esame listesini vermemiz gerekiyordu, zemini gördükten sonra oyuncu değiştirmek için vaktimiz yoktu." Bunu söyleyen kişi, o yağmur altında stada kadar otobüsle giden birisi. Hadi diyelim otobüste yağmurun şiddetini anlamadın. Peki neden esame listesini vermeden önce çıkıp bir sahayı kontrol etmezsin? Bunu 3. ligde takım yöneten bir teknik direktör bile yaparken Mustafa Denizli'nin buna gerek duymaması nedendir? 
 
Yahut sadece bu maç için değil genel olarak ele alalım olayı. Mustafa Denizli'nin geçen seneki hırsı ve azmi neden bu sene yok? Neden sanki bu sene hiçbir şeyi umursamaz bir tavır içinde? Geçen sene en ince ayrıntıları bile düşünen bir teknik adam, eğer yağmurlu bir günde sahayı kontrol etmeye bile lüzum görmüyorsa o teknik adamla bir takım ne kadar başarılı olabilir? Sanırım bu kadar olabilir.

13 Aralık 2009 Pazar

Nihat 16 Puan Eder mi?


Son Manisaspor maçıyla birlikte Beşiktaş, Nihat kahveci'nin görev aldığı maçlarda tam 16 puan kaybetti. Hemen bir hatırlayalım önce.

Manisaspor: 90 dakika görev aldı. Kayıp: 2 puan
Diyarbakırspor: 71 dakika görev aldı. Kayıp: 2 puan
Kayserispor: 35 dakika görev aldı. Kayıp: 3 puan
Galatasaray: 45 dakika görev aldı. Kayıp: 3 puan
Gaziantepspor: 90 dakika görev aldı. Kayıp: 2 puan
Gençlerbirliği: 90 dakika görev aldı. Kayıp: 2 puan
Büyükşehir Bld.Spor: 45 dakika görev aldı. Kayıp: 2 puan

Elbette ki bu kayıpların hepsini tek başına Nihat'a yüklemeyeceğim fakat şu da açık ki Nihat'ın  bu puan kayıplarında kaçırdığı bir çok pozisyonun, hatta bir çoğu çok müsait pozisyonun etkisi var. Yine de tekrar söylüyorum bu kayıpları Nihat'ın üzerine yıkmaya çalışmıyorum. Hatta Galatasaray maçındaki kayıp 3 puanı direkt olarak Serdar Özkan'a yazmak gerekir ki hala sinirim geçmedi kendisine.

Benim takıldığım nokta şu oldu. Herkes Nihat'ın bonservisinden ve aldığı paradan bahsediyor. İşte "Nihat x para eder mi?" geyiği dönüp duruyor. Ben o zaman da, şimdi de Nihat'ın o kadar para edeceğine inananlardanım. Evet, ben Nihat'ın o kadar para edeceğini düşünüyorum fakat Nihat'ın 16 kayıp puan edeceğine inanmıyorum. Nihat kendini toparlar ve eski günlerine dönerse bu takımda her zaman yeri olmalıdır fakat daha hazır olmayan ve her hafta daha strese giren, gol atmak için olur olmaz yerlerden şut deneyen bir Nihat'ın bu takımda forma giymesi puan kayıplarından başka bir işe yaramıyor. Üstelik seyirci de artık Nihat'a köpürmeye başladı. Geçen hafta yuhalanan Nihat, İnönü'de kötü bir doksan dakika daha geçirirse taraftarın tepkisi daha da büyüyecektir.
Mustafa Denizli'nin artık Nihat'ı biraz yanına arkadaş alması gerekiyor. Bobo'nun yanına da Batuhan 2. yarıya hazırlanmalı. Batuhan ile gerçekten aralarında bir sorun varsa, bunu düzeltecek olan Mustafa Denizlidir. Denizli, Beşiktaş'ın bir evladını, Nihat'ı kazanmaya çalışıyor ama diğer bir evladını kaybetmek üzere. Yalnız şunu bilmeli ki bu taraftar artık son devrini yaşayan bir evladı yerine, gencecik, ve çok büyük umutlar beslediği bir evladını her zaman tercih eder.

Düzeltme: Nihat’ın görev aldığı tüm karşılaşmalarda kaybedilen 16 puanı Nihat’a fatura etmişim anlamı çıkmış yazıdan. Uyaranlar oldu. Konuyu daha açmak isterim.


Yazının başında da belirttiğim gibi bu puan kayıplarından direkt olarak Nihat’ı sorumlu tutuyor falan değilim. Nihat’ın bu kayıplarda etkisi azımsanmayacak kadar çok olsa da, Nihat yerine X olsa, X’in Nihat’ın kaçırdığı pozisyonları gol yapacağına garanti veremeyiz sonuçta. Benim burada asıl anlatmak istediğim Nihat’ı ısrarla kadroda tutma çabasının yanlışlığıydı. Herkes Nihat’ın aldığı paraları konuşuyor “Nihat şu kadar para eder mi?” diye ama orada para konuşulurken, sahada Nihat ısrarı yüzünden belki de kurtarabileceğimiz puanlarımız gidiyor. Vurgulamak istediğim olay tamamen buydu. Belki tüm karşılaşmalarda kaybedilen 16 puanı yazmasaydım da genel olarak puan kayıpları olduğundan bahsetseydim daha anlaşılır olurdu. Neyse umarım düzeltebilmişimdir.

9 Aralık 2009 Çarşamba

İnkar Etme Yalvarırım, Sende Sevdin Beni Bir Zamanlar


Mustafa hocamıza karşı farklı bir sevgimiz vardır. Çok uzun sürelerdir bahsettiği Beşiktaşlılığı olsun, geçen sene kazandırdığı şampiyonluk ve Türkiye kupası olsun, Galatasaray maçı öncesinde takım ısınırken, futbolcuları tribüne çağırdığımızda takım olarak herkesin gitmesini söylemesi olsun, sezonun son ve şampiyonluk maçında Üzülmez'e kaptanlık pazu bandını vermesi olsun, bizim şu fakir gönlümüzün, zengin gösteren bir yerine koydurmuştur denizliyi. ya da hadi genel konuşmayayım benim için öyledir. ve inkar edemez, biliyoruz ki o da sevdi bizi bir zamanlar.
Neden bir zamanlar diyorum? Çünkü Mustafa Denizlinin son CSKA maçında çıkarttığı kadro ve uyguladığı sistem sanki kırgın ya da kızgın bir sevgilinin, sevdiğinden intikamı gibiydi. İnsan sevdiğinden ihanet beklemediği için gardını hep başkalarına karşı kaldırır ve sevdiğine karşı tamamen savunmasız bırakır ya kendini, ve en savunmasız anında sevdiğinden gelen darbe anında yıkar ya insanı. İşte CSKA maçının kadrosunu ilk öğrendiğim an o şekilde yığıldım kaldım stadın koltuklarına. Böyle bir kadroyu hiç beklemiyordum ve beklemediğim yerden sormuştu Mustafa hoca, "Beni ne kadar seviyorsun?" diye. Bense tüm iyi niyetimle herhalde "Toraman ya da Kaş'dan biri sağ açıkta diğerinin önünde oynayacak" diye bir anlam vermeye çalışıyordum kadroya. Ekrem'i sola Tello'yu Bobo'nun arkasına yerleştirdiğimde yine de garip ama sahaya çıkacak isimlerden en mantıklı olabileceğini düşündüğüm kadromu kurmuştum kafamda. Lakin heyhat, hayatın nasıl sağı, solu belli olmuyorsa, Mustafa Denizli'nin de sağı, solu hatta önü, arkası belli olmuyordu ve sobeleniyorduk yine.
Üşenmedim saydım, tam 3 ön libero ile Beşiktaş'ım sahada diziliyordu. Ertuğrul Sağlam döneminden hatıra kalan bir, tek ön libero mu? çift ön libero mu? tartışmamız vardı, Denizli hocamız sağ olsun tartışmaya bir şık daha ekledi.

a) Tek ön libero
b) Çift ön libero
c) 3 ön libero
d) Yeter Yıldırım Demirören

Yukarıdaki şıklardan birini seçmem istense ben gözüm kapalı d şıkkı derim. Önce Yıldırım Demirören bir yetsin, sonra kaç ön liberonun yeteceğini hesaplarız.
(Bu arada Messi öyle bir frikik golü attı ki, yazmadan duramadım. Bu çocuk aynı Sergen mübarek)
Neyse işte, arzuhalim bundan ibaret. Uzun lafın kısasını demem gerekirse, Mustafa hocam rica ediyorum bir daha böyle bir kadroyu  ne sen sür sahaya ne ben izleyeyim.